logo

23 Aralık 2015

OSMANLI DEVLETİNDEKİ HAREM-İ HÜMAYUN

imageÖmer ÖZDEMİR
OSMANLI DEVLETİNDEKİ HAREM-İ HÜMAYUN
Harem lügatte korunan, mukaddes ve muhterem yer anlamına gelir. Ev, konak ve saraylarda genellikle iç avluya bakacak bir şekilde planlanan, kadınların yabancı erkeklerle karşılaşmadan rahatça günlük hayatlarını sürdürdükleri kısımdır.
Burada yaşayan kadınlara da harem deniyor olması, İslamiyet´in bu bölümlere, özellikle hane kadınlarıyla belirli bir kan bağı dışında kalan erkeklerin (namahrem) girişini yasaklamasından kaynaklanır.
Osmanlı devlet teşkilâtında harem-i hümâyûn tabiri hem haremi hem de enderunu içine alır. Enderun padişah, saray ve devlet hizmetinde bulunacak erkeklerin, harem ise ikametgâh görevinin yanında kadınların yetiştirilmesi için bir eğitim müessesesidir. Bu bakımdan hareme yüksek dereceli kadınlar akademisi de denilebilir. Burada en alt kademe olan cariyelikten ustalığa kadar bir terfi sistemi bulunmaktadır
Her odanın girişinde, duvarlarında ayetlerin, hadis¬lerin, duaların bulunduğu bir mekan olan Osmanlı haremi, Batılılar tarafından gerçek dışı bir şekilde hayallerle süslenerek anlatılmıştır.
Ancak Batı saraylarında yaşananlara göre, Osmanlı saray hayatı, mukayese edilemeyecek kadar mazbuttur. Asırlar boyunca Avrupa saraylarında yaşanan zevk ve safahat alemleri, Batı kaynaklarında geniş yer tutmaktadır. Avrupalı için iktidar ve maddiyatın nihai hedefi, daima böyle bir hayatı temin etmek olmuş; bunun neticesinde kadınların haysiyeti çiğnenmiş, bir mal gibi alınıp satılan kadınlara yaşlandıktan sonra da hor gözle bakılmıştır. Batılılar, geniş hayalleriyle bire bin katarak oluşturdukları gerçek dışı rivayetlerle hiç görmedikleri halde, harem hakkında kitaplar kaleme almışlardır. Bütün bunlara rağmen, Osmanlı haremi asaletini her zaman muhafaza etmiş ve haremde Müslüman-Türk ahlâkının beşiği olan aile hayatına leke sürülmemiştir. Padişahlar harem mensupları ile her zaman ölçülü bir yakınlık içinde bulunmuşlardır.
Osmanlı’nın yaşadığı dönemde Avrupa saraylarında kadınların karıştığı entrikalar da, tarihte çok geniş bir yer tutmaktadır. Buna mukabil Osmanlı sarayında da Kanuni’nin hasekisi Hürrem Sultan’la başlayan, Nurbânû, Safiye ve Kösem sultanlarla devam eden bir zaman diliminde bazı hadiseler yaşanmıştır. 1. Ahmed’den itibaren neredeyse bütün 17. yüzyıl padişahlarının çocuk denecek yaşta tahta çıkmaları ve uzun bir süre idareye hakim olamamaları, devlet teşkilatında otoritesizlik doğurduğu gibi, harem teşkilatında da bir sarsıntı meydana getirmiştir. Benzerine daha evvel rastlanmamış şekilde bazı valide sultanlar, saray ve devlet idaresinde nüfûzlarını artırmışlardır. 7 yaşında tahta çıkan 4. Mehmed’i saltanatının ilk yıllarında idare eden Hatice Turhan Sultan, haremde, kadınların asla siyasete karışmamaları gerektiği terbiyesini yerleştirmiş ve bu durum Osmanlı’nın sonuna kadar sürmüştür. Unutmamak gerekir ki, valide sultanların hanedanın devamına çok önem vermeleri, devletin devamlılığını sağlamıştır. Kösem ve Turhan sultanların devlet idaresiyle alakalı verdikleri emirler de, onların devlet idaresinden uzak “basiretsiz ve bilgisiz” kişiler olmadıklarını ortaya koymaktadır.
Bugün üzerinde çok konuşulan ve birçok açıdan yanlış değerlendirilen mesele, haremin asıl sakinleri, yani câriyelerdir. Hukuken kadın köle statüsünde olan câriyelerin esas kaynağı savaşlarda alınan esirlerdir. Savaş esirlerine iyi muamele edilmesi, İslâm’ın esaslarındandır. Esir edilen ve câriye statüsünde olan kadınların terbiye süzgecinden geçtikten sonra İslâm’a ısındırılıp hürriyetlerine kavuşturulmaları tavsiye edilmiş ve tatbikatta buna zemin hazırlanmıştır. Ayrıca o devirlerin şartları içerisinde, esir pazarlarından câriye satın alınmış, başka hükümdarlardan da, saraya câriye gönderenler olmuştur. Ama zamanın hiçbir diliminde, Osmanlı’da olduğu gibi, saraya alınan bir câriyeden, valide sultan dediğimiz, zamanın “first lady”sini çıkaran başka bir medeniyet olmamıştır.
Haremin esas fonksiyonu, padişaha ve ailesine hizmet eden kadınların yetiştirildiği uygulamalı bir eğitim müessesesi olmasıdır.
Altı asırlık dönemde Osmanlı hareminin Türk-İslâm geleneğine uygun bir müessese olarak varlığını sürdürdüğü bir gerçektir. Zaten haremde bulunup da saraydan memnun olmadığı için, kaçmaya yeltenen bir kişi göstermek de mümkün değildir. Yerli ve yabancı yazarlar tarafından hakkında çok şey söylenen, resimlere, dizilere ve filmlere konu olan harem hayatının, artık mahremiyet ve edep sınırları zorlanmadan, hayalî unsurlara ve kurgulara yer verilmeden ele alınması gerekmektedir.
Tarihimizin doğru ve tarafsız olarak aktarılmasının yanında, ecdadımıza karşı yapabileceğimiz en büyük vefa, onları hayırlı yönleriyle yâd edebilmek ve hürmetkâr bir tavır sergileyebilmektir. Kaynaklar AFYONCU Erhan, “Harem”, National Geographic, Ağustos 2006. AKGÜNDÜZ Ahmet, “Bir Aile ve Hizmet Müessesi Olarak Osmanlı’da Harem”, Türkler C.X, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002. AKGÜNDÜZ Ahmet, Tüm Yönleriyle Osmanlı’da Harem, Timaş Yayınları, İstanbul 2007. ATASOY Nurhan, Harem, Promete Kültür Yayınları, İstanbul

Share
#

SENDE YORUM YAZ

4+10 = ?

bahis siteleri Betboo giriş